Antalya, Türkiye
+0905342083079
bilgi@perspektif.org

İnsanlığın Babası : Âdem a.s ve Eşi Havva

The Muslim Perspective

İnsanlığın Babası : Âdem a.s ve Eşi Havva

YARADILIŞ

 “Andolsun ki biz, insanı pişmemiş çamurdan, kokuşmuş cıvık balçıktan yarattık. Cân’nı da (insandan) daha önce semûm ateşinden yarattık.” (Hicr, 15/26-27)

Ayetten anlaşıldığı gibi Cân (cinler, cinlerin atası), insanoğlundan önce yaratılmıştır. İnsanın yaratılışının, kainattın yaratılışında son halka olduğu düşünülürse, Cân sondan bir önceki halka olarak yaratılmıştır.

Cinlerin ve bütün mevcudatın üstünde halife olarak gönderilen insan, mahiyet ve yaradılış özelliğinin yanı sıra, zeka, akıl, hafıza, muhakeme ve ibadet bakımından cinlere nazaran üstündür. Semavi bir dinden ders almayan bazı cinler, şeytandan aldıkları ders ile karakter itibariyle insanların bu üstünlüğünü kabul etmezler; onları kıskanırlar.

Bununla ilgili olarak Cenab-ı Hak Kur’an-ı Kerim’de;

“Biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tin, 95/4)

buyurmakla, insanın sadece cinlerden değil, bütün varlıklardan daha üstün olduğunu bildiriyor.

HZ. ADEM’İN (A.S.)

İLK İNSAN – İLK PEYGAMBER- İNSANLIĞIN BABASI

Kâinatın yaratıcısı ve sâhibi olan Allah Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve bir halîfe olarak yeryüzünü îmâr etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olan “insan”ı yaratmayı murâd etti. Daha önce yarattığı ve sâdece ibâdetle vazîfelendirdiği meleklere bu ilâhî irâdesini şöyle açıkladı:

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım, dedi. Onlar: Bizler hamdinle seni tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde fesat çıkaracak, orada kan dökecek birini mi halîfe kılıyorsun? dediler. Allah da onlara: Herhalde ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim!” dedi. (Bakara, 30)

Allah’ın bu buyruğu karşısında melekler, hep birlikte:

“Yâ Rab! Seni noksan sıfatlardan tenzîh ederiz. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim bilgimiz yoktur. Şüphesiz Alîm ve Hakîm olan ancak sensin!” (Bakara, 32) diyerek Allah Teâlâ’yı tesbih ve tenzîh ettiler.

*HAYAT KAİDESİ = TOPRAK VE SU  (ATEŞİ SÖNDÜRÜR)
*TOPRAK TÜRLERİ (KIRMIZI-BEYAZ-SİYAH-SERT-YUMUŞAK; İNSAN TÜRLERİ GİBİ…)
*YERYÜZÜNÜN 3/4ü  ve  İNSANIN 75/100 ü SUDUR.

KUR’AN’DA İNSANIN YARATILIŞI

Kur’ân-ı Kerîm’de Hazret-i Âdem’in (a.s.) topraktan yaratılış safhaları şöyle beyan buyrulmaktadır:

1- Toprak Safhası (Turab)
“Allah Âdem’i topraktan yarattı, sonra ona “ol” dedi, o da hemen oluverdi.” (Âl-i İmran, 59)

2- Çamur Safhası (Tin)
“Allah yarattığı her şeyi en güzel şekilde yaratmış ve insanı yaratmaya da çamurdan başlamıştır.” (Secde, 7)

3- Yapışkan Çamur Safhası (Tin-i lazib)
“Şüphesiz Biz onları (Âdem ve neslini) yapışkan bir çamurdan yarattık.” (Saffât, 11)

4- Havada Kurumuş Çamur Safhası (Hame-i mesnun)
“Andolsun Biz insanı, (havada) kurumuş bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık.” (Hicr, 26)

5- Ateşte Pişmiş Çamur Safhası (Salsal/Fahhar)
“Allah insanı, ateşte pişmiş çamura benzeyen bir balçıktan yarattı.” (Rahmân, 14)

TOPRAKTAN GELDİK VE TOPRAĞA DÖNÜCEZ…
‘Sizi topraktan yarattık, sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız (Taha, 55)

KUR’AN’DA
SUDAN YARATILMA

O, sudan bir insan yaratıp ondan soy sop ve hısımlık meydana getirendir. Rabbin, her şeye hakkıyla gücü yetendir. (FURKAN,54)

Allah hareket eden her canlıyı bir sudan yarattı. Bunlardan kimi karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimi de dört ayak üzerinde yol alır. Allah dilediğini yaratıyor, Allah her şeye kādirdir. (NUR,45)

KUR’AN’DA İNSANIN YARATILIŞI

Cenâb-ı Hak, ibretlerle dolu yaratılış safhalarının ilkini teşkil eden çamur, yani Hazret-i Âdem’in (a.s.) yaratılışındaki toprak safhası, görünüm itibârıyla hiçbir zerâfeti bulunmayan değersiz bir maddedir. Bundan sonraki safhalar ise, atılmış değersiz bir su; yapışkan ve donuk bir kan pıhtısı; ağızda çiğnenmiş bir görüntü arzeden, câzib olmayan ve hattâ tiksinti veren bir madde… Daha sonra ilâhî kudret tecellîsiyle bir zerâfet ve ihtişâm manzarasını teşkil eden san’at hârikası insanın teşekkülü…

Hazret-i Âdem’den sonra onun sulbünden gelecek her bir insanın yaratılış serüveni ise âyet-i kerîmede şöyle özetlenmektedir:
 “Sonra o nutfeyi, bir aleka (yapışkan ve döllenmiş yumurta) yaptık. Peşinden, o alekayı bir mudğa (bir çiğnem et) hâline getirdik; ardından bu bir çiğnem eti, kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla (insan olarak) meydana getirdik. İşte yaratanların en güzeli olan Allah pek yücedir.” (Mü’minûn,14)

HZ. HAVVA

Hazret-i Havvâ’nın Âdem’den (a.s.) yaratılışı ile alâkalı olarak Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا لِيَسْكُنَ إِلَيْهَا
“Sizi tek bir candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yanında huzûr bulsun diye eşini (Havvâ’yı) yaratan O’dur.” (Â’râf, 189)

Allah Teâlâ, vahdeti yalnız kendisine has kıldığı için her varlığı karşıt cinsiyle, çift olarak yaratmış ve onları birbirlerine karşı cezbedici (çekici) kılmıştır. Nitekim bu kâinattaki zerreler, tâneler, hücreler, bitkiler, hayvanlar, insanlar, maddeler, hattâ atom içindeki elektron ve proton gibi esrârlı unsurlara kadar bütün eşya, kendi karakterlerine göre “çift yaratılış” kânununa tâbîdir. Nitekim âyet-i kerîmede:
وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُون

“Biz her şeyi çift çift yarattık. Umulur ki ibret ve öğüt alırsınız.” (Zâriyât, 49) buyurulmaktadır.

İşte bu sebeplerle Âdem (a.s.), Cenâb-ı Hak’tan bir eş istedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak da, Âdem’in (a.s.) sol kaburga kemiğinin altından, kendi cinsinden ve nefsinden olan Hazret-i Havvâ’yı yarattı.

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’a saygısızlıktan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.(NİSA,1)

ŞEYTAN, IRKÇILIĞI VE MÜHLETİ

Allah Teâlâ’nın kullarını imtihan etmesi, Hazret-i Âdem’in yaratılmasıyla başlamıştır. İlk olarak Hazret-i Âdem’e secde emri ile melekler imtihan edilmiş oldu. Bütün melekler bu imtihânı kazandılar. Çünkü onlarda nefsânî temâyüller mevcut değildi. Şeytan ise secde emrine karşı isyan ederek imtihanı kaybetti. Çünkü o, kendisinde “nefs” bulunan cinnîler tâifesindendi.

Allah buyurdu: “Ben sana emretmişken seni secde etmekten alıkoyan nedir?” (İblîs), “Ben ondan daha üstünüm; çünkü beni ateşten yarattın, onu çamurdan yarattın” dedi. (ARAF,12)

Allah, “Öyle ise in oradan! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık! Artık sen aşağılıklardansın!” buyurdu. (ARAF,13)

Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi. (HİCR,34-35)

Cenâb-ı Hak, Hazret-i Âdem ve eşi Havvâ’yı (a.s.) İblis’le imtihâna tâbî tuttu. Bu imtihanın gerçekleşmesi için de İblis’e fırsat verdi.

İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi. (HİCR,36)

Allah da, “O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin” dedi.(HİCR,37-38) 

HZ. ADEM İLE HAVVA’NIN (A.S) CENNETTEN DÜNYAYA GÖNDERİLİŞİ

Allah, Cennetteki bir ağacın meyvesine yaklaşmayı Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havvâ’ya (a.s.) yasaklamıştı.

“Ey Âdem! Sen ve eşin, Cennette yerleşip orada dilediklerinizden yiyin! Ancak şu ağaca yaklaşmayın! Sonra zâlimlerden olursunuz.” (Â’râf, 19)

İnsanın Allah’ın emrine tâbî olmasını engellemeye çalışan nefis, insanla ilk mücâdelesine şeytanın vesvesesiyle Cennette başladı. Şeytanın arzu ve isteklerini, Hazret-i Havvâ’yı (a.s.) vâsıta kılmak suretiyle Hazret-i Âdem’e (a.s.) kabul ettirmeye çalıştı. Şeytan ise, vazîfesi gereği her ikisini de kandırabilmek için türlü hîleler yapmaktaydı:

“Derken şeytan, kapalı olan ayıp yerlerini birbirine göstermek için onlara vesvese verdi. Rabbiniz size bu ağacı: ‘Meleklerden olursunuz veya (Cennette) ebedî kalanlardan’ olursunuz diye yasakladı. dedi.” (Â’râf, 20)

“Ve onlara: ‘Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim…’ diye yemîn etti.” (Â’râf, 21)

“Böylece onları hîle ile aldattı. (Onlar) ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü. Üzerlerini Cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rabbleri onlara: ‘Ben size  o  ağacı  yasaklamadım mı? Ve şeytan size apaçık bir düşmandır demedim mi?’ diye nidâ etti.” (Â’râf, 22)

Şeytanın iğvâsıyla Cenâb-ı Hakk’ın emrine muhâlefet eden Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz, cennetten çıkarılıp dünyâya gönderildiler.

Hazret-i Âdem, melekler tarafından Hindistan’ın güneyindeki Seylan Adası’na, Havvâ vâlidemiz ise, Kızıldeniz kenarındaki Cidde şehrinin bulunduğu yere indirilmişti. Bu yüzden uzun bir müddet birbirlerinden ayrı kaldılar. Âdem -aleyhisselâm- ile Havvâ vâlidemiz tevbe ve istiğfâra devâm ettiler. Lâkin bir türlü affa nâil olamıyorlardı.

Nihâyet:

رَبَّنَا ظَلَمْنَا أَنْفُسَنَا وَإِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ
…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımaz­san, mutlakâ ziyân edenlerden oluruz.” (el-A’râf, 23) diye duâ ettiler. Ayrıca rivâyete göre Fahr-i Kâinât Efendimiz’le tevessülde bulundular. Neticede Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in rûhâniyetine sığınarak O’nun bereketiyle ilâhî affa mazhar oldular.

Âdem -aleyhisselâm-, Hazret-i Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in ind-i ilâhîdeki şeref ve îtibârını hatırlayarak, nihâyet Cenâb-ı Hak’tan, O’nun yüzüsuyu hürmetine affını taleb edince, bu taleb kabûl edilmiş ve Allâh Teâlâ, kendisine Mekke istikâmetinde yol göstermek üzere bir meleği memur kılmıştır. Bu duâ bereketiyle Cidde’de yaşamakta olan Havvâ vâlidemiz de diğer bir melek rehberliğinde Âdem -aleyhisselâm-’a doğru yola çıkarılmış ve Zilhicce’nin dokuzunda Arefe günü ikindi vakti Arafat’ta buluşmuşlar, gözyaşları içinde tekrar Rablerine istiğfâr etmişlerdir.

Hazret-i Âdem ile Hazret-i Havvâ’nın birbirlerine olan muhabbet ve meclûbi­yetleri, Havvâ’nın farklı bir cinsten değil, Hazret-i Âdem’den yaratılmış olmasından kaynaklanmaktadır.

İhsân ve keremi sonsuz olan Cenâb-ı Hak, onların duâlarını kabûl ettiği gibi, onların neslinden olup kıyâmete kadar her sene aynı gün ve saatte oraya gelip af talep edenleri de bağışlama lutfunda bu­lunmuştur. Hacıların arefe günü Arafat’a çıkıp istiğfâr etmelerinin hikmeti, işte budur.

Ezel­de yal­nız ken­di­si var olan Ce­nâb-ı Hak, in­san­lar ve cin­le­rin id­râk­le­ri se­vi­ye­sin­de bi­lin­me­yi mu­râd et­ti­ğin­den mâ­si­vâ­yı, yâ­ni ken­di­sin­den gay­rı olan her şe­yi ya­rat­mış­tır. Bu ya­ra­tış­ta ilk olan “Nûr-i Mu­ham­me­dî”dir. Bu se­bep­le­dir ki Al­lâh Ra­sû­lü -sallâllâhu aley­hi ve sel­lem-: “Âdem rûh ile ce­sed ara­sın­da iken ben ne­bî idim.” (Tir­mi­zî, Me­nâ­kıb, 1) bu­yur­muş­tur. Bu­na gö­re Pey­gam­ber -aley­his­sa­lâ­tü ves­se­lâm-’ın cev­he­ri de­mek olan Nûr-i Mu­ham­medî’nin ya­ra­tı­lış­ta ilk ol­ma­sı­na mu­kâ­bil, be­de­ne bü­rün­dü­rü­lüp ba’s olun­ma­sı (gön­de­ril­me­si) en­bi­yâ sil­si­lesin­de en son­dur. Yu­ka­rı­da­ki ifâdede Nûr-i Mu­ham­medî de­ğil, be­şer sıfatı ile ba’s olunan “Zât-ı Muhammedî” kastedilmektedir.


HABİL İLE KABİL KISSASI

Hazret-i Âdem’in (a.s.) oğullarından Kâbil, aynı batında doğan kız kardeşini almak istedi. Kardeşi Hâbil ise, bunun şerîate uygun olmadığını, diğer zamanda doğan kardeşlerinden birini alması gerektiğini ihtâr etti. Kâbil, bu îkâzı dikkate almayarak kendisinin yaptığı fiilin doğru olduğunu iddiâ etti.

Bunun üzerine Hâbil, kimin doğru hareket ettiğinin anlaşılması için kardeşine, Allah’a birer kurban adamayı teklif etti.
O zamanlar kurban, herkesin mesleği îcâbı, elinde bulunan maldan verilirdi. Kurban verilen bu şeyler, bir dağ başına konur, bir müddet sonra gidip bakıldığında, gökten inen ateş tarafından yanarak ortadan kaybolan kurban, Cenâb-ı Hak tarafından kabul edilmiş olurdu.

Hâbil’in koyun sürüleri vardı. Kurban vermek için, içlerinden en semiz ve cüsseli olan bir koçu seçti. Kâbil ise, ziraatle uğraşırdı. O da, en cılız bir buğday demetini kurban olarak ayırdı.

Hâbil ile Kâbil, bir müddet sonra bıraktıkları kurbanları tedkîk için gittiler. Hâbil’in kurban ettiği koç, kabul edilmiş; Kâbil’in cılız buğday demeti ise, olduğu gibi duruyordu. Kâbil öfkelendi. Âyet-i kerîmede buyurulduğu üzere kardeşi Hâbil’i katletti:

“Onlara, Âdem’in iki oğlunun haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise, kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen kardeş, kıskançlık yüzünden): ‘Andolsun, seni öldüreceğim!’ dedi. Diğeri de: ‘Allah ancak takvâ sâhiplerinden kabul eder.’ dedi (ve ekledi)” (Mâide, 27)

“Andolsun ki sen, öldürmek için bana elini uzatsan (bile) ben sana, öldürmek için el uzatacak değilim. Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.” (Mâide, 28)

“Ben (şu kötü fiilinden dolayı) istiyorum ki, sen, hem benim günahımı, hem de kendi günahını yüklenip ateşe atılacaklardan olasın; zâlimlerin cezâsı işte budur!” (Mâide, 29)

“Nihâyet nefsi onu (Kâbil’i), kardeşini öldürmeye sevketti ve onu öldürdü; bu yüzden de kaybedenlerden oldu.” (Mâide, 30)

“Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Kâtil kardeş): Yazıklar olsun bana! Şu karga kadar da olamadım mı ki, kardeşimin cesedini gömeyim!. dedi ve ettiğine yananlardan oldu.” (Mâide, 31)

İNSANIN YARATILIŞ GAYESİ VE HİKMETLERİ

İnsanın yaratılış amacı ve hikmetleri şöyledir:

1- İnsanın yaratılışının esas maksadı, Cenâb-ı Hakk’a kulluk ve mârifetullahtır.

Âyet-i kerîmede buyurulur:
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالإِنسَ إِلاَّ لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım!” (Zâriyât, 56)

Âyette yaratılışın gâyesi olarak zikredilen “kulluk” öyle şerefli bir mertebedir ki, onun bu yüce mevkii, kelime-i şehâdette de görülmektedir. Nitekim orada Peygamber Efendimiz’in önce “kul” sonra “resûl” olduğu ifâde edilmektedir. Bu da kulluğun daha öncelikli, risâletin ise kulluğun sınırları dâhilinde olduğunu göstermektedir.

Resûlullâh -sallellâhu aleyhi ve sellem- kendisine aşırı tâzim gösteren kimselere; “Siz beni, hakkım olan derecenin üzerine yükseltmeyiniz! Çünkü  Yüce Allah, beni resûl edinmeden önce kul edinmişti.”  (Heysemî,  Mecmeu’z- Zevâid, IX, 21) ikâzında bulunarak kul olmanın kıymetini bildirmiştir.

Diğer bir âyet-i kerîmede Allah Teâlâ:
قُلْ مَا يَعْبَأُ بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَآؤُكُمْ

(Resûlüm!) De ki: Duânız (kulluk ve yalvarmanız) olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkân, 77) buyurmaktadır.

Kulluğun bir mânası da“mârifetullâh” yani Cenâb-ı Hakk’ın tanınması ve bilinmesidir.

İnsanın yaratılması, “kulluğun yerine getirilmesi” ve“Cenâb-ı Hakk’ın bilinmesi gâyesine mâtuftur. Zîrâ yaratılışımızın sebebiyle alâkalı olarak yukarıda geçen âyet-i kerîmedeلِيَعْبُدُونَ“Bana kulluk etmeleri için” (Zâriyât, 56) buyurulmuştur. Bazı müfessirler bu kelimeyi َلِيَعْرِفُونَdir. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 255)

“Allah’ı tanımak için” şeklinde tefsir etmişler etmişlerdir. (İbn-i Kesîr, Tefsîr, IV, 255)

2- İnsanın yaratılmasının en önemli sebep ve hikmetlerinden bir diğeri de Cenâb-ı Hakk’ın “mârifetine muhabbet etmesi” yani “kendini tanıtma irâdesi” sebep olmuştur.

Kudsî hadis olarak rivâyet edilen:
كنت كنزاً مخفياً فأحببتُ أن أُعرَف، فخلقتُ الخلقَ لأُعرَف

“Ben gizli bir hazîne idim. Bilinmemi murâd ettim (mârifetime muhabbet ettim) de (bu) kâinatı yarattım…”7 ifâdesi de bunu teyit etmektedir.

Buradan da anlaşıldığı gibi, Cenâb-ı Hak ile kulları arasında husûsî bir muhabbet bağı bulunmaktadır. O, kullarını çok sevmiş, onlara sayılamayacak kadar sonsuz nimetler lütfetmiştir. Buna karşılık onlardan, en çok Zât-ı Ulûhiyeti’ne mu- habbet etmelerini istemiş; diğer varlıklara duydukları muhabbetin kendisine hasredilen muhabbeti gölgede bırakmamasını istemiştir.

3- İnsanın yaratılmasında ilâhî maksatlardan biri de, Allah Teâlâ’nın, hilkat san’at ve güzelliğine delil olabilecek bir zirve vücûda getirmek istemesidir. Zîrâ isan bir yaratılış hârikası ve îcadlar bedîasıdır.

Ayetlerde şöyle buyurulur:
وَفِي ا رْألَْضِ آيَاتٌ لِلْمُوقِنِينَ. وَفِي أَنْفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

“Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinde Allah’ın azametini gösteren deliller vardır. Görüp de düşünmez misiniz?” (Zâriyât,20 -21)

Ayrıca Cenâb-ı Hak, bir başka âyet-i kerîmede insanın yaratılış safhalarını bildirdikten sonra azametini şu şekilde ifâde eder:
فَتَبَارَكَ الله أَحْسَنُ الْخَالِقِينَ

“Yaratanların en güzeli Allah, ne yücedir!” (Mü’minûn, 14)

4- İnsanın yaratılış sebeplerinden bir diğeri de, mahlûkâtın en şereflisi olarak yaratılan insanı, Cenâb-ı Hakk’ın yeryüzüne halîfe kılmayı murâd etmesidir.

وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّى جَاعِلٌ فِى الأَرْضِ خَلِيفَةً

“Hatırla ki Rabbin meleklere: Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım, demişti…” (Bakara, 30)

Hz. ADEM’E İSİMLERİN ÖĞRETİLMESİ

Allah Hz. Âdem’i yarattıktan sonra, dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için ona eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti. İsimlerin dalâlet ettiği varlıkları anlama kabiliyeti verdi. “Hani Rabbin bir vakit meleklere: ‘Muhakkak ben, yeryüzünde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım’ demişti. (Melekler de): ‘Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan, sana ortak koşmaktan ve eksikliklerden tenzih edip dururken orada (yerde) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimse(ler) mi yaratacaksın?’ demişlerdi. Allah: ‘Sizin bilmeyeceğinizi her halde ben bilirim.’ demişti. Allah, Âdem’e bütün isimleri öğretmişti. Sonra onları (onların dalâlet ettikleri âlemleri ve eşyayı) meleklere gösterip ‘doğrucular iseniz (her şeyin içyüzünü biliyorsanız) bunları isimleriyle beraber bana haber verin’ demişti. (Melekler) de: “Seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan şüphesiz ki sensin, sen demişlerdi.” (el-Bakara, 2/30-32)

KUR’AN-DA HZ. ADEM A.S. İLE HZ.İSA A.S ‘IN DURUMU

İSİMLERİ 25 KERE TEKRAR ETMEKTEDİR

“Şüphesiz Allah katında (yaratılışları bakımından) İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir: Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi. O da hemen oluverdi.” (Al-i İmran, 59)

Hz. İsa’da anne var, baba yok; Hz. Adem’de ne anne, ne baba, ne insan, ne ademoğlu, ne de başka bir soy -ve aşiret yok. Zaten dönüş de atamızın yaratılışına dönüş olacaktır:

*** ADEM A.S. BOYU 60 ZİRA (40 MT) DİR. YAKLAŞIK TAHMİNİ 1000 yıl kadar yaşamıştır.

ÂDEM Kelimesinin Anlamı:

  1. İbn Abbas’ın belirttiğine göre, Âdem kelimesi “Edimü’l-Ard/yeryüzünden süzülmüş toprak ürünü” anlamındadır. (bk. Taberî, I/214; İbn Arabî, a.g.e,1/279; Rağıb el-İsfahanî, MüfredatuElfâzi’l-Kur’an, 70.)
  2. “Allah yeryüzünde bulunan unsurların hepsinin içinde bulunduğu bir avuç topraktan Âdem’i yarattı. İnsanlar bu farklı unsurlara göre kırmızı, beyaz, siyah ve bunlar arası renklerde gelmiştir. Bazıları antipatik, sert mizaçlı, bazıları sempatik, yumuşak huyludur.” (bk. Taberî, a.g.y; Kurtubî, I/281)

Diğer bir hadis-i şerifte Efendimiz, ırkçılığın çirkinliğini, soy-sopla övünmenin yersizliğini dile getirirken şöyle buyurmuştur:

“Bütün insanlar Âdem’in çocuklarıdır. Allah, Âdem’i ise topraktan yaratmıştır. Ve Allah şöyle buyurmuştur: Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve sonra sizi soylara ve kabilelere ayırdık ki tanışasınız; Allah katında en değerli olanınız, şüphesiz en takvalı olanınızdır. Şüphesiz ki, Allah Alim’dir, Habir’dir /Her şeyi bilendir, her şeyden haberdar olandır.” (Tirmizî, Tefsir-Sureti 49, menakıb, 73; Ahmed b. Hanbel, III/261, 524; Ebu Davud, Edeb,111)

Havvâ ismi Anlamı:

Bütün ya­şayanların annesi olduğu için “canlı, ya­şayan” anlamında Hz. Âdem tarafından verilmiştir.

Âdem (a.s), onun Havva olduğunu söyler. Neden O’na bu ismi verdiğini sorduklarında; “çünkü o, canlı bir şeyden yaratıldı” diye cevap verir (İbn-u Kesîr, “Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm”, I, 112).P

Kur’an’da peygamberlerin ismi kaç defa geçmektedir?

İlk insan ve ilk peygamber Hz Adem ve son peygamber ise Hz. Muhammed’ (sav)dir. Allah’u Teala bu iki peygamber arasında pek çok peygamber gönderilmiştir. Bir rivayete göre Allah tarih boyunca 124 bin peygamber göndermiştir.

Bu peygamberlerden 25 tanesi Kur’an’da adı geçmektedir. Kuranda adı geçen peygamberler şunlardır.

1.Hz Âdem (as) : Hz. Adem Kur’an’da 25 ayette ismi geçmektedir.

2.Hz. İdris (as): Kur’an’da 2 ayette ismi geçmektedir.

3.Hz. Nuh (as): Kur’an’da 43 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 71. suresi onun adını taşımaktadır.

4. Hz. Hud (as): Hz. Hud (as): Kur’an’da 10 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 11. suresi onun adını taşımaktadır.

5. Hz. Salih (as): Kur’an’da 8 ayette ismi geçmektedir.

6.Hz. İbrahim (as): Kur’an’da 69 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 14. sure onun adını taşımaktadır.

7.Hz. Lût (as): Kur’an’da 27 ayette ismi geçmektedir

8.Hz. İsmail (as): Kur’an’da 12 ayette ismi geçmektedir.

9.Hz. İshak (as): Kur’an’da 15 ayette ismi geçmektedir.

10.Hz. Yakup (as): Kur’an’da 16 ayette ismi geçmektedir.

11.Hz. Yusuf (as): Kur’an’da 27 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 12. suresi onun adını taşımaktadır.

12.Hz. Şuayb (as): Kur’an’da 11 ayette ismi geçmektedir

13.Hz. Musa (as): Kur’an’da 136 ayette ismi geçmektedir.

14.Hz. Harun (as): Kur’an’da 20 ayette ismi geçmektedir. Hz. Musa’nın (as) kardeşidir.

15.Hz. Davud (as): Kur’an’da 16 ayette ismi geçmektedir.

16.Hz. Süleyman (as): Kur’an’da 17 ayette ismi geçmektedir.

17.Hz. Eyyub (as): Kur’an’da 4 ayette ismi geçmektedir.

18.Hz. Zülkifl (as): Kur’an’da 2 ayette ismi geçmektedir. Hz. Eyyub’un (as) oğludur.

19.Hz. Yunus (as): Kur’an’da 4 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 10. suresi onun adını taşımaktadır.

20.Hz. İlyas (as): Kur’an’da 3 ayette ismi geçmektedir

21.Hz. Elyesa (as): Kur’an’da 2 ayette ismi geçmektedir.

22.Hz. Zekeriyya (as): Kur’an’da 7 ayette ismi geçmektedir.

23.Hz. Yahya (as): Kur’an’da 5 ayette ismi geçmektedir. Hz. Zekeriyya’nın (as) oğludur.

24. Hz. İsa (as): Kur’an’da 25 ayette ismi geçmektedir. Babasız olarak doğmuştur.

Hz. Muhammed (as): Kur’an’da 4 ayette ismi geçmektedir. Kur’an’ın 47. suresi onun ismini taşımaktadır.

Bunların dışında, Kur’an’da Meryem, Lokman, Zülkarneyn, Üzeyir gibi örnek kişilerden de bahsedilir.

KENDİSİNE KİTAPVE SAHİFE VERİLENLER,

HZ.ADEM* 10 SAHİFE

HZ.ŞİT* 50 SAHİFE

HZ.İDRİS* 30 SAHİFE

HZ.İBRAHİM* 10 SAHİFE

HZ.DAVUD* ZEBUR

HZ.MUSA* TEVRAT

HZ.İSA* İNCİL

HZ.MUHAMMED SAV – KUR’AN-I KERİM…

PERSPEKTİF EKİBİ ARAŞTIRMALARI

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir